
monoprint Deniz K.
19 Aralık 2025
Sabah yine erkenden uyandım. Uras, kalkacağı saatten bir saat öncesine alarm kuruyor. Alarm, bir saat boyunca her on dakikada bir çalıyor. Sesi tüm eve yayılıyor. Gece de acıkmış olmalı ki, alarm sesiyle senkronize olmuş gibi miyavlıyor. Uykumu alamadım.
Tüm gece bedenim uykuya teslim olmak isterken, zihnim sürekli uyanıktı; bana bir şeyler fısıldıyordu. Bazı dönemler bana bu sık olur. Belki benim gibi olan çok insan vardır, bilmiyorum. Ama kimseye bundan bahsetmediğim için şu an bu konuda kendimi yalnız hissediyorum.
Fısıltılar arttıkça dinlemeye devam ettim. Dinledikçe daha da arttı ve sabah, işte başta anlattığım o malum alarm sesine teslim oldum.
Bugün yapmak istediğim sanat pratiğine odaklanmak istiyorum. Erkan’la konuşmalıyım. Sanat mentörüm olarak atadık kendisini. Onun bilgi birikimi ve deneyimi benim için çok kıymetli. Erkan’ın çeyreği kadar sanat pratiği olmayan ama etrafta çok daha yüksek sesle var olan insanlar var. O ise hem mütevazı hem de gerçekten donanımlı. Onunla tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Tabii çizdiğim arkeoloji kitabı, yeni anlaştığım Bach Çiçekleri adlı kitap ve sıraya girmiş, sözleşmesini beklediğim İznik kitabı da beni bekliyor. Bunun yanında atölyede ders yaptığım onca çocuğum, ailem için ayırmam gereken zaman ve tabii ki şu an en renkli odağım olan blog sayfam…
Yapacak şey çok, zaman az.
Bazen bu yüzden, 44 yaşıma doğru ilerlerken yapmak istediklerimi zamanla örtüştürmeye çalışıyorum; ama ayakları açıkta bırakan bir yorgan gibi, zaman yine yapacaklarımı açıkta bırakıyor.
Kimin ne zaman öleceği tabii ki belli değil ama en azından ben, ben olmaya başladığım bu dönemde ölmeyeyim yahu.
Deniz K.
Yorum bırakın