
monoprint Deniz K.
Yatmak için uzandım.
Saat gece yarısını geçti. Yılın son gecesini yaşıyorum.
Yıllardır sosyal medya hesaplarımda beni tanımlayan küçük bir cümle durur: Her gün yenilenirim ben. Sabah uyandığımda doğarım, gün boyunca büyürüm ve akşam yatarken ölürüm.
Benim için zaman, takvimden çok bir döngü. Her yeni gün, yeniden başladığım; öğrendiğim, deneyimlediğim, büyüdüğüm bir akıştan ibaret.
Bu gece de, ölmeden önce…
Uyumak için ihtiyaç duyduğum sessizlik ve karanlığı bir kenara bırakıyorum. Yalnızlığımla, yılın son gününü kutlamak için uyumadan önce kulaklık takıyorum.
Daha önce hiç dinlemediğim bir müzik açıyorum.
Sesinin güzelliği bir cümleye sığmıyor. Belki de bu yüzden susmak daha doğru geliyor. Müzik yeterince konuşuyor.
Sözlerini anlamıyorum ama buna rağmen içimde bir yere dokunuyor. Sanki anlam, kelimelerin içinde değil de tınının kendisinde saklı. Bu da bana iyi geliyor. Anlamaya çalışmadan, çözmeden, sadece dinlemek…
Bu kadar zaman nasıl karşılaşmadım diye hayıflanıyorum. Sonra duruyorum. Belki de bazı şeyler, insan ancak hazır olduğunda karşısına çıkıyor. Belki de karşılaşmak, zamanla değil de hâlle ilgili.
Farklı iki kültür, iki ayrı yaşam…
Nasıl olur da tek bir notada buluşur?
Nasıl olur da aynı tınıda nefes alır?
Alıyor işte. Bu gece bunu daha iyi anlıyorum.
İnsanlar hayata farklı yerlerden bakabilir; ama hayat onları benzer bir yerinden incitmiş olabilir. Aynı noktadan yorulmuş, aynı noktada susmuş olabilirler.
Okuduğum bir cümle geliyor aklıma; tam da buraya oturuyor gibi:
“Aynı tüylü kuşlar birlikte uçar.”
Ama buradaki “aynılık”, dışarıdan bakıldığında görünen bir benzerlik değil; rüzgâra birlikte dayanabilmeyi, aynı yükseklikte kalabilmeyi, yükselmeyi ya da alçalmayı birlikte göze alabilmeyi anlatıyor.
İnsanlar da kuşlara benzer.
Benzer yerden incinenler, dünyanın ağırlığını benzer bir noktada hissedenler birbirlerini tanır.
Tanımak, uzun cümleler kurmak değildir. Bazen sessizliği paylaşabilmektir.
Yıllarca “zıt kutuplar birbirini çeker” diye anlatılan şeyi dinledik. Evet, ilk anda farklı olan heyecanlı gelir. Ama zaman geçtikçe, dünyaya bambaşka yerlerden bakan iki insan yavaş yavaş birbirine yabancılaşır.
Belki de ortak dil, kelimeler değildir.
Belki yaşanmışlık, belki sezgi…
Belki de sadece susmayı bilmek.
Bazı karşılaşmalarda insan, anlaşılmaktan çok bulunduğu yerde kalabilmeyi önemsiyor.
Müzik bittiğinde kulaklığımı çıkarıyorum.
Gece hâlâ benimle. Yalnızlık da.
Ama içimde bir şey yer değiştirmiş gibi. Adını koyamadığım bir yere dokunulmuş sanki.
Yıl bitiyor.
Ben biraz daha büyümüş,
biraz daha susmuş,
bir kez daha ölmüş gibiyim.
Sabah olunca, yeniden doğacağımı bilerek gözlerimi kapatıyorum.
Deniz
Yorum bırakın