Merhaba Diyarbakır

16 Ocak 2026

Sevgili günlük,

Diyarbakır uçağındayım. İlk defa Diyarbakır’a gidiyorum. Oradan da Mardin’e. Heyecanlıyım. Hem yaşayacaklarım için hem de başka bir coğrafyanın içinde kaybolacak olmanın verdiği his için… Sessizlik, yalnızlık, tanınmama hâli; güzel ve biraz da enteresan.

Kulaklığımda Fazıl Say’ın Black Earth Op. 8’i çalıyor. Uçağın ön tarafında, üçüncü sırada, koridor tarafında oturuyorum. Yanımda kulaklığı kablolu, modern görünümlü bir kadın var. Kulaklığının kablosu sürekli eline ayağına dolanıyor; durmadan hareket hâlinde. Sanırım öğretmen. Ben iPad’imde çizim yaparken o da iPad’inden matematik soruları çözdü bir süre. Şimdilerde kitabını eline aldı.

Cam kenarında sanırım Diyarbakırlı bir amca oturuyor. Çaprazımızda eşi var. Yanına bir erkek yolcu oturacak diye, o koltuğun yolcusu gelene kadar gözleriyle eşinin yanını kolladı. En sonunda yanına bir kadın oturunca rahatladı; gözlerini kapatıp başını yana yasladı ve uykuya geçti.

Ben koridor tarafında otursam da gökyüzünün pembeliği yüzüme vuruyor. Uçak, güneş doğmadan kalkmıştı. Güneşin doğuşunu an be an, o küçük pencereden izleme şansı buldum. Bazı anlar gerçekten çok kıymetli. Gökyüzünün kaç renk geçişiyle doğduğuna şahit olmak paha biçilemez.

Herkes benim gibi etrafını bu kadar incelemiyor tabii. Yolcuların büyük kısmı uyuyor. Bu da bir ihtiyaç elbette ama ne bileyim… Uykuyla harcadığım zamanlara bazen üzülüyorum. Sanki bir şeyleri kaçırıyormuşum hissi oluyor içimde. Çünkü zaman durmuyor.

Saat 08.00’e yaklaşıyor. Tam bir saat sonra uçak iniş yapacak ve ben bilmediğim bir şehirde, tanımadığım insanlarla yürüyüp güne karışacağım.

Merhaba Diyarbakır.

Deniz K.

Yorum bırakın