18 Ocak 2026
Sevgili günlük,
Gözümü Şanlıurfa’da açtım.
Şehir merkezinin dışında, oldukça büyük ve süslü bir evde, üç kardeşin birlikte yaşadığı bir evin oturma odasındaki kanepede.
Dün, Mardin’den Diyarbakır’a dönerken uçağımın iptal mesajını aldığımda kendimi çok kötü hissetmiştim. Tek isteğim bir an önce evime dönmek, ev konforumda olmak ve rutinime kavuşmaktı. Aslında dediğim gibi, esnek biriyimdir. Ama bu kez bedenim evi istiyordu.
Mardin’de geçen hareketli bir günün ardından Diyarbakır’dan dönme hayali kurarken kendimi Şanlıurfa yolunda, şehirlerarası bir otobüste buldum. Tedirginliğim ve kaygım şoföre öyle yansımıştı ki, sürekli benimle iletişim hâlinde kaldılar. Beni otogardan otobüse bindiren Erkan’ın da tanıdıkları çıkması işleri kolaylaştırdı sanırım.
20 numaralı koltuk…
Bu numarayı sanırım hiç unutmayacağım.
Yanımda Erzurum’dan Antep’e giden, eczacılık okuyan genç bir kız oturuyordu. Öğlen üçte Erzurum’dan çıkmış, gece ikide Antep’teki aile evine varacak olmanın yorgunluğunu ve sıkıntısını taşıyordu. Otobüsün her yerde durmasından, zaman kaybından şikâyet ediyordu. Zaten kaygısı yüksek olan benim için bu sözler daha da tetikleyiciydi.
Bindiğimiz otobüs Mersin’e gidiyordu ama çevre illere uğrayarak yolcu indiriyordu. Yıllardır şehirlerarası otobüse binmemiştim. Çocukluğum geldi aklıma. İstanbul’dan Malatya’ya giderken, annemin ayak ucuna yatırdığı hâlimiz… İçilen sigara dumanından genzimizin yandığı o yolculuklar.
Aklımda net bir görüntü var:
Ayak ucunda sırtüstü uzanmışım, sigara dumanı görüş alanımda yükseliyor, bir bulut gibi şekilden şekle giriyor. Ben de o dumana bakıp hayaller kuruyorum. Şimdi düşününce, ayakları yere pek basmayan, hayalci ve duygu yüklü hâlimin kökleri çocukluğa dayanıyor.
Otobüs oldukça sıcaktı. Kulaklığımı taktım, yol boyunca Ahmet Kaya dinledim. Ara ara dalıp tekrar uyandım. İneceğim yeri kaçırma kaygısı bedenimi bırakmıyordu. Gözlerim saniyelik kapansa bile kendimi zorla uyandırıyor, müziğe tutunuyordum.
Nihayet Feridun Hoca’yla buluştuk ve eve geldik.
Evde yaşayanların en büyüğü Elif Abla, annem yaşlarında. Çiçek hastalığı sebebiyle görme yetisini kaybetmiş. Elinde sarı bir iplikle ördüğü yelekle meşguldü. Feridun, fizik öğretmeni ve bir özel okulun sahibi. Diğer abla ise hayatını kardeşlerine adamış gibiydi. Yüzüne baktığında, o verici hâli hemen hissediliyordu.
Gece saat bire kadar oturma odasında sohbet ettik. Çekyatı açıp yatağımı hazırladılar. Güne Mardin’de başlayıp gözümü Şanlıurfa’da kapattım.
Yeni anlar, yeni hikâyeler…
Bir sonraki güne.
Deniz K.



