• Istakozun Rüyası

    Aralık 24, 2025

    İllüstrasyon Deniz K.

    Istakoz büyümeye devam ediyordu.
    İçten içe büyürken, sert ve dayanıklı kabuğu onu sıkıştırmaya başlamıştı. Çünkü ıstakozlar büyüdükçe kabuklarını değiştirmek zorundadır. Kabuktan çıkan bir ıstakozun başka yolu yoktur. Yeni bir kabuk inşa edene kadar savunmasızdır, çıplaktır. Büyümek için acımasız dünyaya kendini açmak zorundadır.

    Artık üzerindeki sınırları belirleyen kabuk yoktur. Bu yüzden temkinlidir. Güven kapısını bu dönemde pek çalmaz. Çünkü her an zarar görebilir. Dışarıdan gelecek her şeye karşı kendini korumaya çalışır. Bu geri çekilme hâli, belki de büyümenin ve olgunlaşmanın geçtiği dikenli bir yoldur.

    Bir süredir kendimi bu hâlin içinde buluyorum.
    Kabuk değiştiren bir ıstakoz gibi.

    Kendimi korumak için yıllar içinde oluşturduğum kabuğumu seviyordum. Büyümek istemiyordum. Ruhum hep aynı yaşta kalmak isterken, bedenim kabuğumu zorluyordu. Büyümek, zamanla kaçınılmaz oldu.

    Belki o kabuğun içinde yıllarca sıkışıp kalacaktım.
    Ama bugün, beni büyüten ve aynı zamanda sıkıştıran o kabuktan çıkma vakti geldi.

    Şu an yumuşağım.
    Savunmasızım.
    Tıpkı kabuğundan yeni çıkmış bir ıstakoz gibi.

    Yeni kabuğum için güçlenmek istiyorum ama bu dünya, özellikle insanlar, beni korkutuyor. Çünkü en kırılgan dönemimdeyim. Bir yandan güçlendiğimi hissediyorum; sınırlarım yeniden şekilleniyor, bedenim alışıyor. Ama aynı anda, sanki dipsiz bir kuyunun içinden sesleniyormuşum gibi geliyor. Konuşuyorum, anlatıyorum, belki bağırıyorum ama sesim kimseye ulaşmıyor.

    Kabuk değiştirmek kolay değildir. Çünkü kabuk güvenlidir. Bizi tanımlar, başımıza gelenleri açıklar, hikâyemizi düzenler. O kabuğun içinde kim olduğumuzu biliriz; nerede durduğumuzu, neye dayanabileceğimizi.

    Ama büyüme düzen bozucudur. Istakozlar bunu bilir. Biz ise çoğu zaman unutmak isteriz. Çünkü kabuktan çıkmak; kontrolü bırakmak, yumuşamak ve geçici olarak güçsüz görünmeyi kabul etmektir.

    Toplum bu anları sevmez. Kimse güçsüz görünmek istemez.
    “Toparlan,” der.
    “Net ol.”
    “Güçlü dur.”

    Oysa dönüşüm net değildir.
    Dönüşüm bir geçiştir; belirsizdir ve sessizdir.

    Istakozlar, yeni kabuk sertleşene kadar bekler. Bizler de öyleyiz. Yeni hâlimiz hemen anlaşılmaz. Yeni benliğimiz ilk başta tanıdık gelmez. Bazen kendimize bile yabancı oluruz.

    Ama zamanla yeni kabuk oluşur. Daha geniştir, daha esnektir, daha gerçektir. Ve sonra, bir gün, yeniden dar gelmeye başlar.

    Belki de mesele “rahat” olmak değildir.
    Belki mesele, daralmayı doğru okumaktır.

    Çünkü sıkışıyorsak, bu her zaman yanlış yerde olduğumuz anlamına gelmez. Bazen sadece büyüdüğümüz anlamına gelir.

    Istakoz bunu bilir.
    Biz de hatırlayabiliriz.

    Çünkü bazı kabuklar, kırıldıkları için değil, artık yetmedikleri için bırakılır.

    Deniz

    Istakozun Rüyası ile ilgili yorum yok
  • En Uzun Gece

    Aralık 22, 2025

    İllüstrasyon Deniz K.

    21 Aralık 2025

    En uzun gece…
    Takvimde sadece bir gün.
    Ama bazen yıllar sonra bile kulağıma aynı yerden fısıldayan bir an gibi.

    Gecelerden korkarım. Çocukluğumdan beri.
    Karanlıkta yönümü kaybedecekmişim gibi gelir.
    Seslensem kimse duymayacak, duysam da karşılık gelmeyecekmiş gibi.
    Belki de bu yüzden, gecelerle aram hiçbir zaman kolay olmadı.

    Ama şimdi geceler değişti benim için.
    Hâlâ korkuyorum; bu kısmı inkâr etmiyorum.
    Ama artık gecenin yalnızlığını seviyorum.
    Sessizliğini.
    Kimsenin benden bir şey beklemediği hâlini.

    Yazdığımda, çizdiğimde…
    Kulaklarımda yalnızca kalemimin sesi oluyor.
    O ses beni durduruyor.
    Zamanı değil; beni.
    Ve gece, ilk kez, bana ait bir yere dönüşüyor.

    Gecenin gerçekten uzun olmasıyla, bana uzun gelmesi arasında bir fark var.
    Saatler ilerliyor, bunu biliyorum.
    Ama bazı geceler var ki, ilerlese de gitmiyor.
    Benimle kalıyor.

    Zaman da böyle.
    Herkesin dakikası başka.
    Benimkiler bazen hafif.
    Bazen ağır.

    En uzun gecede bunu daha net hissediyorum.
    Işığın yeniden doğacağını bilmek yetmiyor.
    Karanlığın içinden geçmeden hiçbir bilgi işe yaramıyor.
    O sırada “geçecek” diyen seslere inanamıyorum.
    Çünkü beklerken zaman, içimde genişliyor.
    Belki de bu yüzden bazı geceler bitmiyor.

    En uzun gece dışarıda değil.
    Bunu artık biliyorum.
    İçimde yaşanıyor.

    Ve zaman…
    Belki beni aceleyle bir yere götürmek için yok.
    Belki sadece, olmam gereken yerde, biraz daha kalmama izin veriyordur.

    Bu gece uzun olabilir.
    Ama sonsuz olmadığını da biliyorum.

    Deniz

    En Uzun Gece ile ilgili yorum yok
  • Yapacak şey çok, zaman az.

    Aralık 19, 2025

    monoprint Deniz K.

    19 Aralık 2025

    Sabah yine erkenden uyandım. Uras, kalkacağı saatten bir saat öncesine alarm kuruyor. Alarm, bir saat boyunca her on dakikada bir çalıyor. Sesi tüm eve yayılıyor. Gece de acıkmış olmalı ki, alarm sesiyle senkronize olmuş gibi miyavlıyor. Uykumu alamadım.

    Tüm gece bedenim uykuya teslim olmak isterken, zihnim sürekli uyanıktı; bana bir şeyler fısıldıyordu. Bazı dönemler bana bu sık olur. Belki benim gibi olan çok insan vardır, bilmiyorum. Ama kimseye bundan bahsetmediğim için şu an bu konuda kendimi yalnız hissediyorum.

    Fısıltılar arttıkça dinlemeye devam ettim. Dinledikçe daha da arttı ve sabah, işte başta anlattığım o malum alarm sesine teslim oldum.

    Bugün yapmak istediğim sanat pratiğine odaklanmak istiyorum. Erkan’la konuşmalıyım. Sanat mentörüm olarak atadık kendisini. Onun bilgi birikimi ve deneyimi benim için çok kıymetli. Erkan’ın çeyreği kadar sanat pratiği olmayan ama etrafta çok daha yüksek sesle var olan insanlar var. O ise hem mütevazı hem de gerçekten donanımlı. Onunla tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.

    Tabii çizdiğim arkeoloji kitabı, yeni anlaştığım Bach Çiçekleri adlı kitap ve sıraya girmiş, sözleşmesini beklediğim İznik kitabı da beni bekliyor. Bunun yanında atölyede ders yaptığım onca çocuğum, ailem için ayırmam gereken zaman ve tabii ki şu an en renkli odağım olan blog sayfam…

    Yapacak şey çok, zaman az.

    Bazen bu yüzden, 44 yaşıma doğru ilerlerken yapmak istediklerimi zamanla örtüştürmeye çalışıyorum; ama ayakları açıkta bırakan bir yorgan gibi, zaman yine yapacaklarımı açıkta bırakıyor.

    Kimin ne zaman öleceği tabii ki belli değil ama en azından ben, ben olmaya başladığım bu dönemde ölmeyeyim yahu.

    Deniz K.

    Yapacak şey çok, zaman az. ile ilgili yorum yok
  • Taş

    Aralık 18, 2025

    illüstrasyon Deniz K.

    Ben bir taşım.
    Sertliğim sorulmaz, yerim bellidir.

    Karacadağ’ın eteklerinde, kır çiçekleri arasında yaşarım.

    Kır çiçekleri rengârenktir. Güneşi sırtlarına aldılar mı, değmeyin keyiflerine. Onların varlığı, renklerini üzerime yansıtır. Renklerle tanışmamı onlara borçluyum. Ama çiçekler benim varlığımdan habersizdir. Onlar güneşle oynaşır durur; bense aralarında, olduğum yerde durup kalırım. Ne uzarım, ne kısalırım.

    Beni kırmanız için büyük bir güce sahip olmanız gerekir.
    Şu ana kadar Karacadağ’da benden daha güçlüsü çıkmadı karşıma.

    Kış geldi.
    Buralarda kış sert geçer. Karacadağ’ı beyaz bir örtü sarar. Ben de o örtünün altında düşünür dururum.

    Yine soğuk bir kış günü, karlar üzerimi bir örtü gibi sarmışken, yanımda toprağı tüm gücüyle delen bir çiçekle karşılaştım. Kimdi bu? Benim kadar sert olmalıydı. Bu kara kışta, üzerinde karışlarca kar varken, toprağı delerek nefes almaya çalışan bir çiçek…

    Günlerce izledim onu. Toprağı delmeye çalıştığı anları, toprakla savaşını, var olmaya çalışını…Topraktan çıkardığı tomurcuğunu görene dek, neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.

    Yüzünü kaldırdı ve bana doğru uzandı boynu.
    Nasıl olabilirdi?
    Bembeyaz, narin bir çiçek… Bu sert toprağı delip geçerek Karacadağ’ın tepesinde, yalnız başına duran benim yanımda açabilirdi.

    O narin ve kırılgan görüntüsünün ardında, benim gibi sert bir ruh taşıdığı belliydi.

    Hiç konuşmadık.

    Tüm kış, dondurucu soğuğa benim yanımda direndi. Günler geçti: kar fırtınaları, çetin soğuklar, karanlıklar… O yanımda dimdik ayaktaydı. Güzelliği ve direnci beni ona hayran bıraktı.

    Aylarca izledim onu.
    Kış, artık yalnızca soğuk değildi.

    Sonra üzerimizdeki örtü erimeye başladı. Yüzeyim güneşle temas etmeye başladığında anladım. Başını öne eğmişti. Yanımda tüm kışı dimdik geçiren o narin çiçeğin güzelliği solmuştu.

    Gideceğini o an anladım.
    Gözlerini kapatmadan önce,
    “Dur… Sen de kimsin?” dedim, giderken.

    Yorgun gözleriyle bana doğru uzattı bakışlarını.
    “Adım kardelen,” diye fısıldadı sessizce.
    Ve derin bir uykuya dalmış gibi kapadı gözlerini.

    Herkes varken, o yoktu.
    Kır çiçekleri yine güneşle oynaşıp etrafı renklendirirken, kardelenim çoktan uykuya geçmişti.

    Ey kardelen…
    Ben hâlâ buradayım.
    Taşa gölgen düştü bir kere.

    Şimdilik hoşça kal.

    Deniz K.

    Taş ile ilgili yorum yok
Önceki Sayfa
1 2

WordPress.com’da Blog Oluşturun.

İÇİMDE BİR YER

“Sözlerin ve imgelerin içinden.”

    • Eser incelemeleri
    • Günce
    • Röportaj
    • Sanat notları
    • Şiir

 

Yorumlar Yükleniyor...
 

    • Abone Ol Abone olunmuş
      • İÇİMDE BİR YER
      • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
      • İÇİMDE BİR YER
      • Abone Ol Abone olunmuş
      • Kaydolun
      • Giriş
      • Bu içeriği rapor et
      • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
      • Abonelikleri Yönet
      • Bu şeridi gizle