
İllüstrasyon Deniz K.
Istakoz büyümeye devam ediyordu.
İçten içe büyürken, sert ve dayanıklı kabuğu onu sıkıştırmaya başlamıştı. Çünkü ıstakozlar büyüdükçe kabuklarını değiştirmek zorundadır. Kabuktan çıkan bir ıstakozun başka yolu yoktur. Yeni bir kabuk inşa edene kadar savunmasızdır, çıplaktır. Büyümek için acımasız dünyaya kendini açmak zorundadır.
Artık üzerindeki sınırları belirleyen kabuk yoktur. Bu yüzden temkinlidir. Güven kapısını bu dönemde pek çalmaz. Çünkü her an zarar görebilir. Dışarıdan gelecek her şeye karşı kendini korumaya çalışır. Bu geri çekilme hâli, belki de büyümenin ve olgunlaşmanın geçtiği dikenli bir yoldur.
Bir süredir kendimi bu hâlin içinde buluyorum.
Kabuk değiştiren bir ıstakoz gibi.
Kendimi korumak için yıllar içinde oluşturduğum kabuğumu seviyordum. Büyümek istemiyordum. Ruhum hep aynı yaşta kalmak isterken, bedenim kabuğumu zorluyordu. Büyümek, zamanla kaçınılmaz oldu.
Belki o kabuğun içinde yıllarca sıkışıp kalacaktım.
Ama bugün, beni büyüten ve aynı zamanda sıkıştıran o kabuktan çıkma vakti geldi.
Şu an yumuşağım.
Savunmasızım.
Tıpkı kabuğundan yeni çıkmış bir ıstakoz gibi.
Yeni kabuğum için güçlenmek istiyorum ama bu dünya, özellikle insanlar, beni korkutuyor. Çünkü en kırılgan dönemimdeyim. Bir yandan güçlendiğimi hissediyorum; sınırlarım yeniden şekilleniyor, bedenim alışıyor. Ama aynı anda, sanki dipsiz bir kuyunun içinden sesleniyormuşum gibi geliyor. Konuşuyorum, anlatıyorum, belki bağırıyorum ama sesim kimseye ulaşmıyor.
Kabuk değiştirmek kolay değildir. Çünkü kabuk güvenlidir. Bizi tanımlar, başımıza gelenleri açıklar, hikâyemizi düzenler. O kabuğun içinde kim olduğumuzu biliriz; nerede durduğumuzu, neye dayanabileceğimizi.
Ama büyüme düzen bozucudur. Istakozlar bunu bilir. Biz ise çoğu zaman unutmak isteriz. Çünkü kabuktan çıkmak; kontrolü bırakmak, yumuşamak ve geçici olarak güçsüz görünmeyi kabul etmektir.
Toplum bu anları sevmez. Kimse güçsüz görünmek istemez.
“Toparlan,” der.
“Net ol.”
“Güçlü dur.”
Oysa dönüşüm net değildir.
Dönüşüm bir geçiştir; belirsizdir ve sessizdir.
Istakozlar, yeni kabuk sertleşene kadar bekler. Bizler de öyleyiz. Yeni hâlimiz hemen anlaşılmaz. Yeni benliğimiz ilk başta tanıdık gelmez. Bazen kendimize bile yabancı oluruz.
Ama zamanla yeni kabuk oluşur. Daha geniştir, daha esnektir, daha gerçektir. Ve sonra, bir gün, yeniden dar gelmeye başlar.
Belki de mesele “rahat” olmak değildir.
Belki mesele, daralmayı doğru okumaktır.
Çünkü sıkışıyorsak, bu her zaman yanlış yerde olduğumuz anlamına gelmez. Bazen sadece büyüdüğümüz anlamına gelir.
Istakoz bunu bilir.
Biz de hatırlayabiliriz.
Çünkü bazı kabuklar, kırıldıkları için değil, artık yetmedikleri için bırakılır.
Deniz


