
monoprint Deniz K.
Pazar günleri, herkesin hayatında diğer günlerden farklı seyreder. Geç kalkılır; belki büyük, güzel bir pazar kahvaltısı yapılır, biraz okunur. Tüm hafta boyunca yoğun temponun içinde yapılması zor olan işler, sırasıyla bugüne sıkıştırılır.
Bizim pazarlarımız da çok farklı değil. Ev ahalisi erkencidir. Herkes en geç 8.30’da uyanır. Uras uyumak ister ama onu da biz uyandırmaya zorlarız. Zira erken yaşta edinilen alışkanlıklar, insanın yaşam biçimine dönüşür.
Ben mesela klasik alışkanlıklarımdan hiç sıkılmam; vazgeçmem de. Sabah erken kalkarım. Ardından kahvemi demlerim. O demlenirken yüzümü temizler, dişlerimi mutlaka fırçalarım. Eğer hafta içiyse, Uras erkenden gider biz ise Cemre’nin okul hazırlıklarını yaparız. Cemre kahvaltısını yaparken, ben de hafta içi ondan eksilttiğim zamanı o yarım saate sığdırırım.
Ben kahvemi ve hiç bozmadığım rutinimdeki üç adet cevizi yerim. O da bir adet haşlanmış yumurta, bir kase nar ve teyzemin yaptığı dut pekmezini sürdüğü kızarmış ekmeğiyle kahvaltısını yapar, sonra okulun yolunu tutar. Hafta içi sabahlarımız hiç değişmez. Ama cumartesi iş tersine döner; ben işe gitmek için hazırlanırken, o yanıma gelir, kahvaltımı yaparken benimle sohbet eder.
Dün de yine böyle bir anda, cuma günü okulda katıldıkları kış karnavalından aldıklarını gösterdi. Parasıyla aldıklarını hesaplarken, “Aslında daha çok param olsa, daha fazla şey yapabilirdim,” dedi. Beni bilirsiniz, cebimde hikâye çoktur. Gülümsedim. Cemre’ye, onun yaşındayken yaşadığım bir anımı anlattım.
Cemre’den küçüğüm sanırım… Oturduğumuz apartmanın arka bahçesinde, pembe ve sarı renklerden oluşan fermuarlı bir para cüzdanı buldum. Elime aldım, içini açtım; birbiri içine katlanmış, oldukça fazla para vardı. Etrafıma baktım, sonra korkuyla da olsa cüzdanı alıp eve koştum. Anneme söylemek istedim ama “Nereden aldın?” diye sorar, inanmazlar diye korktum. Halbuki yerde bulmuştum. Günlerce sakladığım yerde kaldı.
Sonra bir gün içinden bir tane para aldım. “Ne olacak ki, bir dondurma yesem,” diye düşünüp yola çıktım. Bizim Mahmut abinin bakkalına gitmedim. Çünkü Mahmut abi öyle biriydi ki, çevrede olan biten her şeye hâkimdi. Herkes anahtarını ona emanet ederdi. Ortalıkta tuhaf bir şey olsa, yabancı biri dolansa mutlaka fark ederdi. Onun yanına gitsem, kızıldan sarıya çalan bıyıklarıyla bana bakıp paranın hesabını soracağını bilirdim.
Bu yüzden mahallenin üst sokaklarındaki bir bakkaldan dondurma aldım. Bakkal para üstü verdi ama tek bir banknotla aldığım dondurmanın karşılığında, beklediğimden çok daha fazla para verdi. Şok içinde cebime koydum ve dondurmayı yedim. O an anladım ki elimdeki para en büyük paraydı.
Sonra günlerce dondurma aldım. Bir süre sonra öyle sıkıldım ki, bir ısırık alıp atıyor, ardından başka bir dondurma alıyordum. Hepsi birbirine benzemeye başladı. Kollarımdan akan damlaları yaladığım dondurmaların tadından eser yoktu. Zevk almıyordum; aksine midem bulanıyordu.
Cemre hikâyeyi heyecanla dinliyordu; sonunu merak ediyordu ama bu hikâyenin bir sonu yoktu. Tıpkı aldığımız zevklerin sonu olmadığı gibi. Dedim ki Cemre’ye: İnsan hayatta hep daha fazlasını ister ama fazlasına sahip olmak, o ilk yediğin dondurmanın tadını asla vermez. Bu her şeyde böyle. O yüzden her şeye sahip olma arzusundan ziyade, sahip olduklarının sana verdiği tada, sana bıraktığı hazza odaklan. Çünkü az olan kıymetlidir. Damakta güzel bir tat bırakır; özlenir, tekrar arzulanır, bir sonraki zamana saklanır ve o zamana dair heyecan bitmez. Daha çoğunu istemek yerine, elindekinin tadına vararak bak yoluna.
Bugün bunların hepsini anlamadı belki.
Ama bir gün, ne demek istediğimi anlayacak.
Dışarıda inanılmaz bir rüzgâr var. Uyanınca evi havalandırmak için açtığım pencereden perde bir yukarı bir aşağı savruluyor. Gece de bu hareketliliği bir oyun sanarak perdeyle oynaşıyor.
Galiba bu gidişle yeni yılda kar yağacak gibi. Bugün Cemre’nin saçlarını tararken, “Anne, bu yılbaşında kar yağar mı?” demesine çok şaşırmıştım. Çünkü daha dün, kar yağsın dileği üzerine kurulu bir metin yazmıştım.
Demek ki hepimizin kalbindeki ortak dilek bu.
Tüm çocukların…
Ve ruhu çocuk kalanların.
Deniz
Yorum bırakın